Bir masada dört kişi oturur. Biri çizimi yapar. Biri meseleyi yıllarca düşünmüştür. Biri ürünü satacak kapıyı bilir. Biri odayı, ışığı, muhasebeyi ve imzayı öder. Dışarıdan bakınca hepsi “ekip”tir. İçeriden bakınca her biri başka bir risk taşır. Bu yazı, o risklerin adını koyar. Adı konmayan risk, sonra başkasının hakkı gibi yazılır.
Emek, çoğunlukla mühendis ve teknikerin hakkıdır. Hakkın konusu, genel meslek bilgisi değil, o bilgilerin bir yenilik çalışmasına hasredilmesidir. Hasretmek, başka işleri geri çevirmek, bir yöntemi tekrar tekrar denemek, hatayı kendi siciline yazdırmaktır. Bu, kariyer riskidir. Kariyer riski, maaş ile kapanmaz. Maaş, zamanın bir kısmını satın alır. Hasredilen şey, zamanın bir kısmından fazladır: kişinin o işte tanınır hale gelmesi, başka kapıların kapanması, başarısızlığın özgeçmişe yapışması. Emek hakkı, bu hasrin görünür yazılmasıdır. Yazılmazsa, emek “çalışan buluşu” kalıbında işverene akar. Akan şey, sonra kurumun başarısı diye anlatılır.
Telif, çoğunlukla bilim insanının ve nadir olarak gerçek bir mucidin hakkıdır. Hakkın konusu, mufaraka denen şeydir: kişinin kendi yolunu, kendi sorusunu, kendi ısrarını bir adrese bağlaması. Bağlamak, sonuçlandırma riskidir. Fikir dağılabilir, yayımlanabilir, çalınabilir, yarım kalabilir. Telif, fikrin gerçek kişiye ait olduğunu baştan söyler. Tüzel kişi, bu cümleyi sevmez; çünkü portföy cümlesi daha kolaydır. Portföy cümlesi yanlıştır. Üniversite veya şirket, fikri somutlaştıran hizmeti nisbetinde rüçhana yaklaşabilir. Yaklaşması, telifi devralması değildir. Devralırsa, düşünmenin adresi kapanır. Düşünmek, en az bir meslekte uzmanlaşmış insanın işidir. Kurum, o işin ev sahibi değil, mecrası olabilir.
Rüçhan, doğan metot, ürün veya hizmeti piyasaya taşıyanın hakkıdır. Hakkın konusu, “ben sattım” övünmesi değil, teşebbüs riskidir. Stok, müşteri, garanti, itibar, zamanında teslim, yanlış üründe batma. Rüçhan, bu riski alan kişiye, o somutlaşmış işte bir öncelik tanır. Öncelik, telifi yok etmez. Emeği de yok etmez. Yok ederse, satıcı her şeyi almış, diğerleri hizmetli kalmış olur. Kaynak metin, tüzel kişinin fikri mülkiyet meselesine ancak fikrin somutlaşmasına yönelik hizmeti nisbetinde rüçhan ile katılabileceğini söyler. Bu cümle, şirketlerin iştahını keser. Kesmesi gerekir. Çünkü aksi, her aracının kendini malik sanmasıdır.
Marka, emek, telif ve rüçhan sahiplerini toplayan mekân ile icranın maliyetini karşılayanın hakkıdır. Hakkın konusu bir logo çizmek değildir. Konu, yatırım riskidir. Oda tutulur, alet alınır, muhasebe işler, ihtilaf olursa avukat tutulur, iş yürümeyince zarar birikir. Marka hakkı, bu birikimi üstlenen kişiye, toplanan işin kamuya görünen adında bir pay verir. Pay, diğer üçünü yutarsa, marka bir örtü olur. Örtü, kimin eli kimin cebinde belli olmasın diye dikilir. Belli olmayan cep, yenilik değil, muvazaadır.
Dört hak, dört ayrı cüzdandır. Aynı cüzdana konursa, en güçlü olan — çoğu kez mekânı ödeyen veya sicili tutan — diğerlerini “ortak” diye anar, payda göstermez. Gösterilmeyen pay, sonra “ekip ruhu” diye teselli edilir. Teselli, sözleşme değildir. Sözleşme, her ayağın ne zaman doğacağını, ne zaman devredileceğini, iş bozulunca kimin ne götüreceğini yazar. Yazı, bir avukat süslemesi olsun diye değil; mühendisin kariyerini, hocanın fikrini, satıcının kapısını ve yatırımcının odasını aynı masada tutmak içindir.
Bu ayrım, bir standart çalışmasında da, bir faydalı modelde de, bir icatta da, bir keşifte de, yeni bir hizmette de geçerlidir. İşin cinsi değişir; ayaklar değişmez. Değişen, ağırlıklardır. Bir standartta emek ve marka öne çıkabilir. Bir keşifte telif öne çıkar. Bir hizmette rüçhan öne çıkar. Öne çıkmak, diğerini silmek değildir. Silmek, sendikasyonu mevcut şirket kalıbına geri götürür.
2012 tarihli ilk yazıda dört ayak “marka, telif, rüçhan, temsil” diye geçmiş; 28 Eylül 2012’de “emek, telif, rüçhan, marka” diye tashih edilmiştir. Tashih önemlidir. Temsil, bir organ işidir. Emek, bir risk işidir. Organ, pay defterinde durur. Risk, insanın hayatında durur. Yayın, ikinci listeyi esas alır. Bu yazı da onu esas alır.
Bir okur, “bunların hepsi zaten lisans sözleşmesinde yazılır” diyebilir. Yazılabilir. Yazılan şey, çoğu kez bir tarafın avukatının dilidir. Dil, diğer üç ayağı “ek protokol” diye sona iter. Sona itilen hak, masada yoktur. Sendikasyon önerisi, bu dört adı esas sözleşmenin omurgası yapmak ister. Omurga, ek değildir.
Somut sorunun cevabı şudur: dört hak, aynı masada, ayrı adlarla durur. Emek hasrin, telif fikrin, rüçhan piyasaya çıkarmanın, marka toplamanın hakkıdır. Biri diğerinin malı değildir. Mal gibi yazıldıkları yerde, yenilik çalışması değil, birinin diğerini yuttuğu bir şirket hikâyesi vardır. Hikâye, marka diye anlatılsa bile, hak yönetişimi değildir.