Bir yarışma afişi asılır. Öğrenciye süre verilir, jüri kurulur, ödül konur, fotoğraf çekilir. Afişte “inovasyon” yazar. Salon dolar. Salon boşalınca elde kalan şey çoğu kez bir maket, bir slayt ve bir katılım belgesidir. Soru şudur: bu, düşünmek midir? Kaynak sitede, 2013’te yazarın kendi cevabı serttir. Düşünmek, en az bir meslekte uzmanlaşmış insanın işidir. Deneyin gösteriye çevrildiği yerde, düşünmek sanılan şey başka bir işe döner.
Sertlik, yarışmanın kendisine değil, yarışmanın düşünmenin yerine konmasına yöneliktir. Bir öğrenci, bir problemi ilk kez ciddiye alabilir. Bu iyidir. İyi olan şey, bir meslekî derinliğin başlangıcı olabilir. Başlangıç, bitmiş bir telif, bir rüçhan veya bir marka değildir. Başlangıcı “ülke teknoloji üretti” diye yazmak, öğrenciyi cesaretlendirmek değil, onu bir vitrine çıkarmaktır. Vitrin, kariyer riskini öğretmez. Öğrettiği şey, jürinin beğeneceği cümledir.
Meslek, tekrar eden bir işte yanılma hakkını daraltır. Mühendis, aynı hesabı yirminci kez yaptığında, birinci kez yaptığından farklı bir insan olur. Hekim, aynı tanıyı yüzüncü kez düşündüğünde, tarife değil, istisnaya da bakabilir. Bu birikim, bir dönemlik proje takviminde doğmaz. Doğmaması, genci dışlamak için söylenmez. Doğmaması, gencin işinin “mucit” diye ilan edilmemesi için söylenir. İlan, hocayı da bozar. Hoca, öğrencisini yarışmaya sürükleyen bir antrenöre döner. Antrenör, telifin gerçek kişiye ait olduğu cümleyi unutur; unvanın afişe ait olduğu cümleyi ezberler.
Kaynak yorumun işaret ettiği kurumlar — ilgili bakanlıklar, üniversiteler ve TÜBİTAK — birer hasım diye yazılmaz. Yazılan şey, bunların öğrenciyi “cahil cesaretine” sevk eden bir yarıştırmaya itebileceğidir. İtmek, bütçe kalemi ve haber başlığı üretir. Üretmediği şey, emek hakkının görünür olmasıdır. Çünkü yarışmada emek, çoğu kez gece uyanık kalmış bir öğrenci grubudur. Telif, çoğu kez hocanın adının afişte küçük yazılmasıdır. Rüçhan yoktur; çünkü satılacak bir iş yoktur. Marka, kurumun logosudur. Dört ayak, bir gecede dekor olur.
O halde genç hiç mi masaya oturmayacaktır? Oturacaktır. Oturacağı yer, jüri koltuğunun karşısı değil, bir emeğin hasredildiği uzun iştir. Uzun işte öğrenci, kalfadır. Kalfa olmak, küçülmek değildir. Kalfa olmak, riskin henüz tam onun kariyeri olmadığını kabul etmektir. Kabul, hocanın telifini öğrencinin sırtına yıkmamayı da gerektirir. Yıkılırsa, yarışma bir gaspa döner: fikir hocanındır, gösteri öğrencinindir, ödül kurumundur. Gaspta herkes alkışlanır. Alkış, hak değildir.
Düşünmenin meslek işi oluşu, diplomanın kapıyı kapattığı anlamına da gelmez. Anlamı şudur: bir meselede ısrar, o meselenin aletlerini taşımadan olmaz. Alet, laboratuvar cihazı olabileceği gibi, bir muhasebe defteri, bir standart metni veya bir sözleşme dili de olabilir. Sendikasyon masası bu yüzden “genç yetenek” avı değildir. Masa, hasreden, düşünen, çıkaran ve toplayan kişilerin riskini yazar. Genç, hasrederse emek tarafına yaklaşır. Düşünür ve ısrar ederse, zamanla telif tarafına yaklaşır. Yaklaşmak, jüri kararı değildir. Yaklaşmak, işin içinde kalmaktır.
Ülkenin “yurda beyin döndürme” cümlesi de aynı sınava tabidir. Dönen kişi, bir yarışma jürisine oturmak için dönmez. Dönerse ve tek işi öğrenci projesi seyretmek olursa, gelen sermaye, giden gösteriye karışır. Kaynak metin, uluslararası diyalog programlarının beyin göçü potasına indirgenebileceğini söyler. İndirgeme, bir istatistik iddiası değildir. Bir kayma uyarısıdır. Kayma, düşünmenin meslek işi olduğunu unutan her yerde tekrarlanır.
Ne yapılmalıdır? Öğrenci projesini yasaklamak değil, onu hak cümlesinin yerine koymamaktır. Üniversite, yarışmayı bir alıştırma olarak tutabilir. Tutarken, afişe “icat” yazmaz. Yazarsa, öğrencisine yalan söyler. Bakanlık, destek kalemini yarışma gecesine değil, uzun işin sözleşmesine bakarak kurabilir. Kurarken, form çoğaltmaz; emek ve telifin kimde durduğunu sorar. Yayın, bu sorunun cevabını teknoloji sendikasyonu şirketinde arar. Şirket, jüri değildir. Şirket, riskin yazıldığı yerdir.
Bu yazı, bir gencin ilk ciddi denemesini küçültmez. Küçülttüğü şey, denemenin ülke politikası yerine konmasıdır. Politika, jüri listesi değil, hak listesidir. Liste yazıldığında, öğrenci de hocası da neye girdiğini görür. Görülmeyen yerde kalan iş, sonra “deney” diye övülür. Övgü, meslek değildir.
Somut sorunun cevabı şudur: evet, düşünmek bir meslek işidir. Meslek, bir unvan töreni değil, bir meselede yanılma payını daraltacak kadar kalmaktır. Yarışma, kalmanın yerine geçmez. Geçtiği yerde, cesaret gibi görünen şey, derinliğin ertelenmesidir. Ertelenen derinlik, sonra teknopark dosyasında, TTO sunumunda ve “genç mucit” haberinde tekrar sahneye çıkar. Sahne kalabalık olur. Hak yine yazılmaz.