İçeriğe geç
İletişim

Gündem

Teknopark muafiyeti yeniliği neden taşımaz?

11 Eylül 2026

Bir yenilik çalışması neden yürümüyor, diye sorulduğunda ilk cevap çoğu kez yerdir. Kampüse yakın bir bina, ucuz kira, vergi istisnası, yönetici şirket, giriş kartı. Türkiye’de bu cevabın yasal adı teknoloji geliştirme bölgesidir. 4691 sayılı kanun 26 Haziran 2001’de kabul edilmiş, 6 Temmuz 2001 tarihli ve 24454 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bölge, yüksek veya ileri teknolojiye yönelen firmaların üniversite veya araştırma imkânından yararlandığı bir sitedir. Soru şudur: bu site, yeniliği taşır mı?

Taşıdığı şey maliyetin bir kısmıdır. Kira, stopaj, kurumlar vergisi ve bazı işlemler, bölge içinde başka türlü fiyatlanır. Bu, bir işletme için önemlidir. Önemli olması, onu bir hak düzeni yapmaz. Çünkü bir icadın, bir faydalı modelin veya yeni bir hizmetin önündeki asıl düğüm, metrekare değildir. Düğüm şudur: emeğini hasreden mühendis kariyerini riske atar; fikrini bir adrese bağlayan bilim insanı sonuçlandırma riski alır; piyasaya çıkan kişi teşebbüs riski alır; mekânı ve icrayı ödeyen kişi yatırım riski alır. Dört risk, bir kapı tabelasıyla dağılmaz.

Kaynak yayın, teknoparkların işletmecilik maliyetlerinde muafiyet istismarı mecrasına dönüşebileceğini 2012’de yazmıştı. Cümle ağırdır. Ağırlığı, bütün bölgeleri suçlamak için değil; aracın kayabileceği işi adlandırmak içindir. Muafiyet, bir amaç değil, bir indirimdir. İndirim, “ne koparsak kâr” iştahını da tahrik eder. Teşvik programı, yararlananda devam ısrarı doğurmazsa, program bir sebile döner: alınan şey kalır, bırakılan iş unutulur. Vakıf hizmeti de aynı kaymaya açıktır. Hizmet, bir kez alındı mı, yeniliğin kendisi değil, hizmetin tekrarı konuşulur.

Bölge yönetici şirketi de bu kaymayı tek başına durduramaz. Yönetici şirketin işi, kanunun ve yönetmeliğin çizdiği alanda kuruluş, işletme ve denetim usulünü yürütmektir. İlk uygulama yönetmeliği 19 Haziran 2002 tarihli ve 24790 sayılı Resmî Gazete’dedir. 12 Mart 2014 tarihli ve 28939 sayılı Resmî Gazete’de yeni bir uygulama yönetmeliği yayımlanmıştır. Bu metinler bölgenin kapısından kimlerin gireceğini, hangi faaliyetin Ar-Ge sayılacağını, yönetici şirketin yetkisini konuşur. Konuşmadıkları şey, emek sahibi ile telif sahibi arasındaki sözleşmenin nasıl bir şirket tipinde duracağıdır.

Bir mühendis, bölge içindeki bir limited şirkette çalışıyor olabilir. Maaşı ödenir, projesi yazılır, destek dosyası hazırlanır. Dosya bittiğinde, o kişinin kariyer riski kimin cüzdanındadır? Fikri bağlayan hocanın telifi kimin sicilindedir? Ürünü satacak kişinin rüçhanı var mıdır, yoksa yalnızca bir pazarlama vaadi midir? Binanın ve markanın maliyetini ödeyen kişi, diğer üçünü toplayan bir hakka mı sahiptir, yoksa kira tahsildarı mıdır? Bu soruların cevabı teknopark kimlik kartında yazmaz. Yazmayınca, herkes kendi bildiği şirket kalıbına sığınır. Kalıp, yenilik işinin kalıbı değildir.

Bu yüzden “daha çok teknopark” cümlesi, eksik teşhisi çoğaltır. Yer çoğalır, muafiyet çoğalır, başvuru çoğalır. Hakların görünürlüğü çoğalmaz. Görünür olmayan hak, ihtilaf doğunca mahkemede, doğmayınca sessiz bir gaspta ortaya çıkar. Sessiz gasp, hocanın fikrinin kurum portföyüne, mühendisin emeğinin işveren rutinine, yatırımcının mekânının “desteklenen metrekare” kalemine karışmasıdır. Karışan şey, sonra marka diye sunulur. Sunulan şey çoğu kez bir yazılım kirası veya bir danışmanlık faturasıdır. Fatura, icat değildir.

Yayının önerisi, bölgeyi yıkmak değildir. Önerisi, bölgenin yapamadığı işi başka bir tüzel kişilikte kurmaktır. Teknoloji sendikasyonu şirketi, ortaklarını emek, telif, rüçhan ve marka haklarında bağlar. Bu bağ, bir kira kontratının eki değildir. Ayrı bir işletmecilik tipi ister; çünkü borçlar, ticaret ve vergi hukukunda anonim şirket nasıl kendi kavrayışına sahipse, bu iş de kendi kavrayışını ister. Aksi halde sendikasyon, mevcut bir A.Ş.’nin iç yönergesi olarak kalır ve ilk ciddi ihtilafta yönerge delinir.

Muafiyet, bu tipi doğurmaz. Doğurabileceği şey, o tipin maliyetini bir süre düşürmektir. Düşük maliyet, yanlış ortaklığı da ucuzlatır. Ucuz ortaklık, şeffaflığı sevmez. Şeffaflık sevmeyen yerde, “kimin eli kimin elindedir” belli olmaz. Belli olmayan el, milli vicdanı heder etmez belki; ama bir yenilik çalışmasının güvenini heder eder. Güven olmadan, bilim insanı fikrini bir adrese hasretmez. Mühendis kariyerini tek bir çalışmaya kilitlemez. Teşebbüs eden, rüçhanı olmayan bir ürüne sermaye bağlamakta duraksar.

Bir bölge yöneticisi bunu duyunca “biz zaten sözleşme örnekleri veriyoruz” diyebilir. Örnek sözleşme, bir şirket tipi değildir. Örnek, gönüllüdür; tip, kanunen tanınır. Gönüllü metin, ilk ciddi ihtilafta tarafların bildiği Ticaret Kanunu kalıbına yenilir. Yenilmemesi için, sendikasyonun kendi dairesi gerekir. Daire yoksa, muafiyet ne kadar geniş olursa olsun, hak yine kaybolur.

Somut sorunun cevabı şudur: teknopark muafiyeti yeniliği taşımaz, çünkü yenilik bir yer indirimi değil, dört riskin görünür yönetişimidir. Bölge, yer ve bazı mali kolaylıklar sunar. Sunması iyidir. Yetmesi, başka bir iddiadır. Yetmeyen yerde yapılacak iş, bir bölge daha açmak değil; hakları baştan yazan bir şirket tipini konuşmaktır.